Deneme
Benlik

Ekranın Ötesindeki Değer

Akustik gitarıyla gülümseyen Christopher Worth

Özümüz, kameraların kapandığı, alkışların dindiği ve yansımamızla baş başa kaldığımız anlarda ortaya çıkar.

Tüm zamanların en sevdiğim insanlarından biri, arkadaşım Chris Babson’dır; Stanford koridorlarından bir şekilde hem cazibe hem de bir gitarla çıkmayı başarmıştır. Onunla, pek hatırlayamadığım bir üniversite partisinde tanıştım — muhtemelen bana durmadan ruh hayvanımın ne olduğunu soran Hawaii gömlekli adamdan kaçmakla meşgul olduğum için. Ama Chris farklıydı. İsteksiz sohbetlerin ortasında taze bir nefes gibiydi. Anında kaynaştık ve çok yakın arkadaş olduk.

Chris şarkıcı ve söz yazarı; yani aslında bir mikrofon ve bir akustik gitardan fazlasını yanına almadan konserden konsere dolaşan modern bir ozan. Bir oturma odasını konser salonuna çevirdiğini gördüm ve dürüstçe söyleyebilirim ki insanın aklını başından alabilir. Keşke üniversite kitaplarımızın üzerindeki tozu da biraz alabilseydi, belki hepimiz daha yüksek notlarla mezun olurduk.

Mezun olduktan sonra onu ev arkadaşım olarak edinme gibi büyük bir şansa sahip oldum; bunu asla hafife almadığım bir talih eseri. Sahip olduğum en iyi ev arkadaşı. Üniversite deneyimimin büyük kısmı gece yarısı son dakika çalışmaları ve varoluşsal krizler etrafında dönerken, Chris dairemizi bir müzik sığınağına dönüştürdü. Arkadaşları davet ederdik, o bir şarkı ziyafeti sunarken ben cipslerin her yere saçılmasını engellemeye çalışırdım. Keyifli bir kaostu ve onu hiçbir şeyle değişmezdim.

Chris kendine “Christopher Worth” adını verdi — “worth” İngilizcede “değer” demek —, bu hem bir yükselme hem de bir felsefe. Bu isim değişikliği tam Chris’e göre: Onun derdi öz değer ve başkalarını kendi tuhaflıklarını ve değerlerini sahiplenmeye teşvik etmek. Çoğu zaman beklentiler ve gürültüden oluşan karmakarışık bir yumak gibi hissettiren bir dünyada, birinin değerini cesurca ilan ettiğini görmek ferahlatıcı. Dürüst olmak gerekirse, insanın kendi değerini fark etmesi hiç bu kadar önemli olmamıştı; hele etrafımızdaki her şey giderek daha karmaşık ve saçma hale geliyor gibi görünürken. O yüzden, hepimize kendi bireyselliğimizde neşe bulmayı ve kendi öz değerimizi sahiplenmeyi hatırlatan sevgili dostum Chris’e, Christopher Worth’e, şerefe.

Gerçek değer, yalnızca pelerin kuşanmış ve ödüllerle donatılmış olanlara mı ayrılmıştır?

Aramızdaki en değerli insanlar kim? Kalbimizin derinliklerinde çoğumuz içgüdüsel olarak süper kahramanları gösterirdik. Dar pantolonlara ve bir amaca bürünmüş bu figürler, özlem duyduğumuz idealleri temsil eder — cesaret, adalet ve savunmasız olanları koruma konusundaki sarsılmaz kararlılık. Süper kahramanlar ahlakın dengesini korur ve bize kendimizin en iyi versiyonu olmamız için ilham verir. Her zaman doğru olanı yaparlar; doğru olanı yapmak en zor seçim olduğunda ve yüksek bir kişisel bedeli olduğunda bile.

Günlük hayatımızın sessizliğinde, derin bir soru üzerine düşünmeye davet ediliyoruz: Gerçek değer, yalnızca pelerin kuşanmış ve ödüllerle donatılmış olanlara mı ayrılmıştır? Değer duygumuz gerçekte nereden geliyor? Dünyamızda ne yazık ki değerimizi sosyal medya paylaşımlarımıza gelen yorumların sayısıyla ya da internette biriktirdiğimiz arkadaş ve takipçi sayısıyla ölçmeye başladık. Kendimizi bir karşılaştırma ağına kapılmış, değerimizi başkalarının özenle kurgulanmış hayatlarıyla ölçer halde buluyoruz.

Her gün arkadaşlarımızdan gelen bir güncelleme seliyle bombardımana tutuluyoruz — hiç istemediğimiz, ama davetsiz gelen güncellemeler. Şık akşam yemeklerinin, bitmek bilmeyen tatillerin ve ünlülerin anlık selfielere sığdırılmış göz kamaştırıcı hayatlarının görüntüleriyle boğuluyoruz. Bu amansız bilgi akışında, kendi hayatımızın nasıl kıyaslandığıyla meşgul oluyoruz. Benim paylaşımlarım onlarınkinin yanında nasıl duruyor? Yeterince beğeni, yeterince etkileşim alıyor muyum? Bu yanıltıcı manzarada insanlığımızı sorgulamaya başlıyor, çoğu zaman sahicilikten ve gerçek değerden yoksun bir gerçeklikte gerçekten bir değerimiz olup olmadığını merak ediyoruz.

Özümüz, kameraların kapandığı, alkışların dindiği ve yansımamızla baş başa kaldığımız anlarda ortaya çıkar. Gerçek değerimizi işte bu sessiz aydınlanmalarda keşfeder, yüzeysel olanı aşıp özgün benliğimizin zenginliğini kucaklarız. Değerimiz dürüstlüğümüzden, özverimizden, alçakgönüllülüğümüzden ve doğruluğumuzdan doğar.

Aramızdaki en değerli insanlar, varoluşun en yumuşak fısıltılarında savunmasız olanlara el uzatanlardır. Onlar teselli sunan koruyuculardır, yorgun ruhların yaslanabileceği nazik omuzlardır. İyilikleri gerçekliğin dokusuna işlenmiştir ve sözlerden daha yüksek sesle konuşan eylemlerde kendini gösterir. İçlerinde en dikkate değer olanlar, çoğu zaman ilan etmek yerine sessizliği seçenlerdir; nezaketleri gizli bir nehir gibi akar — görünmez, ama derinden hissedilir.

Aramızdaki en değerli insanlar, sahne ışıklarında en parlak parlayanlar değil, gölgelere ışık taşıyanlardır.

Bir çelişki gibi görünüyor, değil mi? Değerimizi çevremizdeki insanlarla ölçüyoruz, oysa gerçek değerimiz sahne ışıklarını aramayan iyilikten geliyor. Bu iyilik anonimlikte serpilir ve tesellinin nereden geldiğinden mutlu bir habersizlik içinde bırakır alanı. Vermenin kendi başına ödül olduğu bir özveri dansıdır bu.

Değer, beğeni ya da takipçiyle ölçülen bir para birimi değildir; dışarıdan gelen alkışın parıltısıyla da süslenmez. Gerçek değerimiz, eylemlerimizin sahiciliğinde, nezaketimizin içtenliğinde ve kusurlarımızı kucaklarken gösterdiğimiz alçakgönüllülükte ortaya çıkar. Değerimiz, dürüstlük ve özveri anlarında, takdir beklemeden teselli sunan nazik dokunuşta çiçek açar.

Aramızdaki en değerli insanlar, sahne ışıklarında en parlak parlayanlar değil, gölgelere ışık taşıyanlardır. Onlar sessiz koruyucular, yaptıklarıyla sevgi ve şefkatten bir halı dokuyan sessiz kahramanlardır. Varlıkları, fark edilmeden geçen şefkatli jestlerde, dünyaya derin bir etkiyle yayılan görünmez iyiliklerde hissedilir.

Beklentilerin ve dijital yanılsamaların bu karmakarışık ağında yol alırken, yüzeyin ötesine bakma cesaretini bulalım. Hayatlarımızın dağınık ama güzel gerçekliğini kucaklayalım, özgün benliğimizin zenginliğini kutlayalım. Böyle yaparak, bütün maskeler düştüğünde kim olduğumuzun özüne kök salmış gerçek değerimizi geri kazanırız. Nezakete, anlayışa ve sahiciliğe dayanan bir öz değer duygusunu besleyerek, ortak insanlığımızın ve değerimizin derin güzelliğini keşfederiz.

Love, Orkut

Orkut’un mektubunu oku

Orkut’un daha insancıl bir internet vizyonunu keşfet.
Senin için de önemliyse adını ekle.