Deneme
Yalnızlık

Hoşnutsuzluk Çağı

Önünde bir buzdağı belirirken dümende selfie çeken bir gemi kaptanının illüstrasyonu

Buzdağı yalnızlık, üstelik kaptan bile selfie paylaşıyor.

Tuhaf zamanlardayız. Yabancılarla konuşmaktan kaçınıyor gibiyiz. Arkadaşlarımızla birlikteyken telefonlarımıza yapışmış, güncellemelerimizi kontrol ediyor, sonsuza dek kaydırıp duruyoruz. Telefonla konuşmak yerine mesaj atıyoruz. Yeni tepki ve yorum var mı diye paylaşımlarımızı çılgınca kontrol ediyoruz. Takipçilerimizi sayıyoruz. Yeterince ilgi görmeyen fotoğrafları siliyoruz.

Şık kokteyl partilerine giden, ünlülerle selfie çeken ve lüks tatiller yapan arkadaşların fotoğraflarına boğuluyoruz. Daha güzel görünen, daha muhteşem düğünler yapan arkadaşlarımız var. Daha zengin, daha güzel arabalara binen arkadaşlarımız var. Hiç bitmeyecekmiş gibi görünen dünya turlarında olan, daha maceracı arkadaşlarımız var. (Tipleri biliyorsun.) Akışımızdan aşağı süzülen tüm durum güncellemeleri, tweetler ve paylaşımlar bizi kendi deneyimlerimizi yaşamak yerine başkalarınınkini izlemeye ve tepki vermeye zorluyor. Sürekli olarak potansiyelimizin tamamını gerçekleştiremediğimiz, hayatımızın asla “onların” hayatı kadar göz alıcı ya da kusursuz olmayacağı duygusuna kapılıyoruz. Sosyal akışlarımız bizde yeterince şeye, hatta hiçbir şeye sahip olmadığımız izlenimi bırakıyor. İnternette binlerce insanla bağlantıdayız ama komşularımızın adını bile bilmiyoruz. Artık birbirimize güvenmiyoruz ve içimizden pek azı hayatta mutlu olduğunu söyleyebilir.

Hepimiz dönüştüğümüz kişiden nefret ettiğimizi söylüyoruz ama aynı zamanda narsist bir şekilde beğenilere ve yorumlara bağımlıyız. Bu saçmalığın birçok açıdan suç ortağıyız. Her saat paylaşıyor, fotoğraf çekiyor, tweet atıyor, gönderi yayınlıyoruz ve güncellemelerimizi takıntılı bir şekilde tekrar tekrar kontrol ediyoruz. Sosyal ağların hepimizi birbirimize bağlaması ve daha iyi bir dünya yaratması gerekiyordu; oysa yaptıkları şey bizi kaygıya, depresyona, izolasyona ve mutsuzluğa sürüklemek oldu.

İnternette binlerce insanla bağlantıdayız ama komşularımızın adını bile bilmiyoruz.

Toplumumuzun ruh sağlığı tehlikede. İstatistikler ürkütücü. Son on yılda çocuklar ve gençler arasında ruh sağlığı sorunları hızla arttı. Sosyal medya kullanımı tüm bunlarda beklenmedik bir rol oynadı: kendinden nefret etmenin, yalnızlığın, düşük özsaygının, olumsuz beden algısının ve sevilmediğini hissetmenin gelişmesine doğrudan katkıda bulundu ve bunların her biri tek başına depresyona, kaygıya, hatta intihara yol açabilir.

Gerçek bir varoluşsal krizle karşı karşıyayız. Kaçınız, yeterli olduğunu hissettiğini gerçekten söyleyebilir? Kaçınız, yeterince dinlendiğini hissettiğini bana gözünü kırpmadan söyleyebilir? Bazen hepimiz Titanik’teymişiz, dosdoğru daha da büyük bir buzdağına gidiyormuşuz ve kimse dikkat etmiyormuş gibi geliyor. Buzdağı yalnızlık, üstelik kaptan bile selfie paylaşıyor.

Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük sorunun yalnızlık olduğuna gerçekten inanıyorum. Yeterli olduğumuzu hissetmek ve dinlendiğimizi hissetmek temel insani ihtiyaçlardır; onlar olmadan ürkütücü ve yalnız bir boşlukta kalırız. Yalnızlık, yakın bağların eksikliğini hissettiğimizde yerleşir; o bağlar olmadan tatmin edici ve eksiksiz bir hayat yaşama yeteneğimizi kaybederiz. Hepimiz etrafını insanlarla dolduran ama yine de her gün yalnız hisseden insanlar tanıyoruz. Hepimiz uzun zamandır birlikte olan ama hâlâ birbirine yakın olamayan ve birlikteyken daha da yalnız görünen çiftler gördük. Yalnızlık ruh sağlığımızı ve bedensel iyiliğimizi etkiliyor; toplum olarak bize büyük ve çoğu zaman görünmeyen zararlar veriyor.

Birçok kişi arasındaki güven tek bir kişiyle başlar. Güven, mutluluğun anahtarıdır.

İyi haber şu ki bu gemiyi döndürebiliriz. Bu konuda bir şeyler yapabiliriz. Yeni arkadaşlar edinebilir, aşkı bulabilir ve birbirimize yeniden güvenmeye başlayabiliriz. Yargılanma ya da misilleme korkusu olmadan gerçekte kim olduğumuzu paylaşabiliriz. Dinlendiğimizi hissedebiliriz. Doyuma ulaştığımızı hissedebiliriz. İnsan olarak en muhteşem özelliklerimizden biri, başkalarıyla ilişki kurma arzumuz ve yeteneğimizdir. Başkalarının duygularını anlamak, insanları tanımaya zaman ayırdıkça edindiğimiz kritik bir beceridir. Kendimizi içtenlikle ifade ettiğimizde ve başkalarına karşı açık ve kırılgan olmaya izin verdiğimizde, onlara yaklaşırız. Dürüst olduğumuzda bu, yakınlığı besler, bağlar kurar ve kalıcı ilişkiler yaratır. Birçok kişi arasındaki güven tek bir kişiyle başlar. Güven, sağlıklı duygusal bağların gelişmesi için ve yeterince risk ve deneyimle birlikte kendi duygusal doyum hissimiz için hayati önem taşır. Güven, mutluluğun anahtarıdır.

Daha mutlu ve birbirine daha çok güvenen bir dünya kurabileceğimize tüm kalbimle inanıyorum. Hayattaki bitmek bilmeyen hırsım, herkese bir ses vermek ve herkesin önemli olduğunu hissetmesini sağlamak. İşte bu yüzden insancıl ağı kuruyorum: hepimizi insan yapan değerler üzerine inşa edilmiş, internette daha nazik bir yer. Seni her zaman kollarını açarak karşılayacak, dürüst, filtresiz ve gerçek olabileceğin ve gerçek benliğini ifade etmekten korkmak zorunda olmadığın bir topluluk.

Dünyayı daha insancıl bir şekilde birbirine bağlamak, delicesine iddialı bir proje. Özellikle de dünyanın senden istediğini sandığın kişi değil, sadece kendin olabileceğin yeni tür bir deneyim yaratmak. Bunu tek başıma yapamam. Ancak yeterince kişi bir arada durursa olur. Peki ne bekliyorsun? orkut.com adresine git ve adını ekle. Basit bir jest, yeni ve güzel bir şeyin başlangıcı olabilir. Gel, bize katıl.

Love, Orkut

Orkut’un mektubunu oku

Orkut’un daha insancıl bir internet vizyonunu keşfet.
Senin için de önemliyse adını ekle.